24 Mayıs 2008 Cumartesi

Hazar Havzası-Petrol ve Azerbaycan/Türkçe

KONA, Gamze Güngörmüş (2005). “Azerbaycan’ın Petrol Rezervleri Açısından Arz Ettiği Önemin Hazar Havzası Bağlamında İfadesi”, Azerbaycan Milli İlimler Akademisi “Ortak Türk Geçmişinden Ortak Türk Geleceğine” III. Uluslar arası Folklor Sempozyumu, 114-136, Bakü, 2-5 Ekim 2005.

AZERBAYCAN’IN PETROL REZERVLERİ AÇISINDAN ARZ ETTİĞİ ÖNEMİN HAZAR HAVZASI BAĞLAMINDA İFADESİ
Özet
1991 sonrası Sovyetlerin dağılması ve yeni cumhuriyetlerin ortaya çıkması ile bütün dikkatler bölgeye yönelmiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından beliren güç boşluğu nedeni ile Orta Asya bölgesinde yer alan petrol ve doğal gaz rezervleri bölgede ekonomik güç mücadelesinin başlamasında birinci derecede etkili olmuştur. Bölgedeki büyük enerji kaynakları hem bölge ülkeleri hem de yabancı ülke ve şirketler için büyük önem arz etmekteydi. Bu nedenle, SSCB’nin dağılmasının ardından çeşitli uluslararası şirketler bölgedeki enerji kaynaklarını çıkararak işletmek için sözleşmeler yapmak, bölge ülkeleri sahip oldukları petrol ve doğal gazı bir an önce satıp gelir elde etmek, komşu ülkeler ise bu kaynakları uluslararası pazarlara ulaştıracak boru hatlarını kendi topraklarından geçirmek için kıyasıya mücadeleye girdiler. Nitekim, uluslararası ilişkiler uzmanları bu mücadeleyi, 19. yüzyılda İngiltere ile Rusya arasında yaşanan ve temelde Kafkaslar’dan Basra’ya kadar hakimiyet kurmayı ve İran’daki petrol kaynaklarını ele geçirmeyi amaçlayan ve ‘Büyük Oyun’ olarak bilinen mücadeleyi stratejik rekabete benzeterek ‘İkinci Büyük Oyun’ şeklinde adlandırılmaya başladılar.
Ortadoğu’ya alternatif olarak gösterilen Hazar Havzası, her ne kadar Körfez bölgesi petrol kaynakları ile kıyaslandığında ilk sırada yer almasa da Havza’da ‘tahmin edilen’ petrol kaynakları 200 milyar varildir. Bu rakam, Batı Avrupa ve ABD’nin sahip olduğu kaynakları aşarak, 700 milyar varil petrol rezervine sahip olan Ortadoğu’dan sonra, Hazar bölgesini ikinci sıraya koymaktadır. Hazar Havzası’nın kanıtlanmış ham petrol rezervi 2 milyar ile 4 milyar ton arasında değişmektedir. Doğal gaz rezervleri açısından kanıtlanmış değerler ise 7 trilyon ile 10 trilyon metreküp arasında değişmektedir.
Bu makale kapsamında Azerbaycan’ın petrol rezervleri açısından arz ettiği önem hazar havzası bağlamında ifade edilecektir. Hazar havzası’nın hukuki statüsünün, bölgede yer alan petrol ve doğal gaz rezervlerinin bölge ve bölge dışı devletler için ne ifade ettiğinin tartışıldığı makalede temel amaç; Azerbaycan’ın sahip olduğu petrol zenginliğinin sadece bu ülkenin ekonomik kalkınması için değil, bulunduğu Kafkasya coğrafyası ve Hazar Havzası bağlamında da stratejik öneme sahip olduğunu tespit etmektir.



Giriş

Hazar’ın Statüsü Sorunu
Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasından sonra Hazar Denizi kaynakları üzerinde ciddi paylaşım sorunları ortaya çıkmıştır. Oluşan yeni cumhuriyetlerin Hazar üzerindeki tek taraflı imtiyaz talepleri hem Rusya ve İran ile hem de kendi aralarında çatışma alanları yaratmıştır. Bu nedenle, o güne kadar belirlenmemiş olan Hazar Denizi’nin statüsü meselesi, üzerinde fikir birliğine varılamaz bir hal almıştır. Hazar’ın statüsünü belirleme çabaları 19. yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır. Rusya ile İran arasındaki iki savaşın sonunda imzalanan 1813 tarihli Gülistan Antlaşması ve 1828 tarihli Türkmençayı Antlaşması ile İran’ın Hazar’da askeri gemi bulundurma hakkı elinden alınmıştır. Bu antlaşmalar ile İran, ancak ticari gemiler ve diğer gemicilik haklarına sahip olabilecekti. Rusya ise, İran’ın aksine, Hazar’da savaş gemileri bulundurma avantajını elde etmişti. Bu iki antlaşma, Rusya’nın Hazar üzerindeki egemenliğini ilan etmiştir. Fakat, 1921 yılında Bolşevik devriminin sonucunda İran ile yapılan bütün antlaşmalar, 28 Şubat 1921 tarihli Sovyet-İran antlaşması ile kaldırılmıştır. Daha sonra, 25 Mart 1940 tarihinde Ticaret ve Denizcilik (Tahran) Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmalar ile Rusya’nın Hazar’daki üstünlüğü kaybolmuş ve Hazar’ın iki ülke arasında “ortak sahipliği” belirtilmiştir. Böylece İran, bir yüzyıl önce kaybettiği “Hazar’da donanma bulundurma hakkı”nı tekrar elde etmiştir. Ayrıca bu antlaşmalar Hazar’ı Sovyet-İran denizi olarak göstermiştir. Ancak, bu antlaşmalar Hazar’ın göl mü yoksa deniz mi olduğunu belirlememiş ve suların veya deniz yatağının resmi sınırlarını çizememiştir. Bu noksanlık, 90’lı yıllara gelindiğinde kendini ciddi bir sorun olarak gösterecektir.
Hazar’ın statüsü ile ilgili sorun buranın göl mü yoksa deniz mi olarak kabul edilmesine ilişkin olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca, 1921 ve 1940 tarihli SSCB-İran antlaşmalarıyla Hazar’ın legal statüsünün kesinleşmemiş ve içindeki mevcut madenlerden yararlanma konusunun düzenlenmemiş olması, Hazar’ın statü ve paylaşım sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Hazar’a kıyıdaş Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan cumhuriyetlerinin ortaya çıkması ve bu cumhuriyetlerin Hazar üzerinde kendi politik ve ekonomik çıkarlarını tek taraflı olarak maksimize etme çabaları, Hazar’ın statüsü sorununun çözülme gerekliliğini doğurmuştur. Hazar’a kıyıdaş bu devletler, Hazar’ın göl mü yoksa deniz mi olduğunun belirlenmesi üzerinde farklı fikirlere sahiplerdir. Deniz ile göl arasındaki en büyük fark şudur; devletlerin genellikle göldeki payları üzerinde tam bir egemenlik tanımlanmaktayken, denizde tam egemenlik kararı bölgenin sınırlarına kadar uzanmaktadır.[1] Hazar’ın ‘deniz’ olarak kabul edilmesi durumunda, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre her kıyıdaş devletin karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesinin olması gerekmektedir.[2] Diğer bir değişle, Hazar denizi Azerbaycan, Rusya, Kazakistan, Türkmenistan ve İran devletleri arasında beş ulusal sektöre bölünecektir. Diğer bir taraftan, Hazar’ın ‘göl’ olarak kabul edilmesi durumunda, kıyıdaş her ülkenin, kıyısından belirli bir uzaklığa kadar kendine ait bölgesi olacak ve ortada kalan bölüm ise ortak olarak kullanılacaktır. Böylelikle Hazar, uluslararası deniz hukuku kurallarının yetki alanına girmeyecektir.
Rusya, Hazar’ın bir göl olduğunu savunmaktadır. İran da Rusya’nın bu tezini desteklemektedir. Bu görüşün aksine, Azerbaycan ve Kazakistan Hazar’ın deniz olduğu fikrini savunmaktadırlar. Türkmenistan ise Rusya Federasyonu’nun desteklediği fikre yakın olmakla birlikte tutumu belirsizdir. Bölgede eski egemenliğini kaybeden Rusya’nın sahip olduğu en büyük silahlardan biri Hazar’ın statüsü sorunudur. Rusya hem uluslararası hukuk hem de çevresel kaygılarını öne sürerek Hazar’ın ortak mülkiyetini ve kolektif kullanımını savunurken, aslında eski SSCB sınırlarındaki nüfuzunu korumayı ve stratejik üstünlüğünü kaybetmemeyi hesaplamaktadır.[3] Rusya, Hazar’da oluşabilecek ekolojik sorunları ileri sürerek, Hazar yatağından geçecek boru hatlarına karşı çıkmaktadır. Ayrıca Rusya, Hazar’ın statüsünün belirsizliğinden yararlanarak batılı şirketlerin bölge kaynaklarından pay elde etmesini engellemeye çalışmaktadır. Bununla birlikte, Rusya Hazar üzerinde tek taraflı her türlü girişime karşı olduğunu belirtmektedir. 1921 ve 1940 tarihli antlaşmaları kaynak göstererek, bölgede alınan karar ve girişimlerde kıyıdaş bütün ülkelerin ortak rızasının gerekliliğini savunmaktadır.
Rusya bu konudaki kesin görüşünü 5 Ekim 1994 tarihinde Birleşmiş Milletlere verdiği bir notada belirtmiştir: “Hazar Denizi ile ilgili tek taraflı bir uygulama gayri meşrudur ve Rusya Federasyonu tarafından kabul edilemez. Rusya Federasyonu gerektiğinde önlem alma ve uygun gördüğünde hukuki bir düzeni değiştirme ve tek taraflı uygulamaların sonuçlarının üstesinden gelme hakkına sahiptir.”[4] Bu nota temel olarak Azerbaycan’ı hedef almaktaydı. Rus hükümeti, Azerbaycan’ın batılı şirketlerle yaptığı anlaşmalara karşı olmakla birlikte, Rus şirketleri vasıtasıyla bölgede kendi hakimiyetini sağlamayı amaçlıyordu. Hazar’ın belirsiz durumu ise bu amaçları gerçekleştirmek için Rusya’nın en büyük destekçisi durumundadır. Rusya, İran ve Türkmenistan’ın da desteği ile, açık denizlerle doğal bağlantısı olmadığı için Deniz Hukuku’nun Hazar’a uygulanamayacağını, bir iç deniz veya göl olan Hazar’ın ortak egemenliğe tabi olması gerektiğini, 20 millik karasuları ve takiben 20 millik ulusal ekonomik bölgelerin dışında kalan alanın ortak sahiplenilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.[5]
Deniz Hukuku’nun uygulanması durumunda deniz kabul edilen bir suda doğal kaynakların geliştirilmesi ve işletilmesi gibi hususlar, çevre ülkelerin milli bölgeleri dikkate alınarak paylaştırılacağından, diğer kıyıdaş ülkelere nispeten Hazar’a çok daha sınırlı kıyısı olan Rusya Federasyonu, doğal olarak Hazar’ın deniz statüsüne karşı çıkmaktadır. Ancak, Kasım 1996’da Rusya yaptığı bir açıklama ile her kıyıdaş ülkeye ait 45 millik off-shore ekonomik bölgesini tanımaya hazır olduğunu açıklamıştır. Rusya’nın tutumundaki bu yumuşamanın ana nedeni, denizin bölünmesini engelleyemeyeceğinin farkına varmasıdır. 45 milin ötesinde kalan bölge ise ortak kullanıma tabi tutulacaktı. Bu öneri, kıyı devletlerine gelecekteki petrol ve gaz sözleşmelerinde Hazar bölgesi devleti olmayan katılımcıların önünde, enerji sahalarının geliştirilmesinde ilk hakkı veren “çifte-teklif sistemini” de içermektedir.[6] Fakat, 45 millik bu öneri her ne kadar bölge üzerindeki Rus politikalarının yumuşaması olarak değerlendirilse de, bu önerinin altında Rus çıkarlarının yattığı bir gerçektir.
Rusya Federasyonu’nun bütün görüş ve taleplerine karşı tutum sergileyen ülkelerden biri olan Azerbaycan, Hazar’ın statüsü ile ilgili iki farklı öneride bulunmaktadır. Bunlardan ilki “sınır gölü”, diğeri ise “açık deniz”dir. Sınır gölü yaklaşımına göre, Hazar uluslararası kara sınırlarının ortay hatta kadar denize uzatılması yoluyla oluşturulacak ulusal sektörlere bölünmeli, kıyıdaş devletler kendi sektörlerindeki su yüzeyi, deniz ulaşımı, biyolojik kaynakların kullanımı ve deniz dibi üzerinde mutlak egemenliğe sahip olmalıydı.[7] Hazar’ın açık deniz olarak tanınması durumunda ise 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi gereğince 12 millik karasuları ve 200 millik ekonomik bölgeler belirlenecekti. İki farklı teklifte de Hazar’ın sularının ve deniz dibinin tamamen taksim edilerek, egemenlik alanlarına bölünmesi ve her ülkeye ait alanda mülkiyet ve egemenlik ilkelerine dayalı olarak o ülke mevzuatının geçerli olması savunulmaktadır.[8]
Hazar’ın bir deniz olarak kabul edilmesini isteyen Azerbaycan, Rusya’nın 45 millik ekonomik bölge önerisini reddetmiştir. Çünkü Azeri petrol rezervleri, bu 45 millik bölgenin dışında yer almaktadır; yani ortak mülkiyet alanına dahil olmaktadır. Bu durum daha çok Rusya’nın çıkarlarına uymaktadır. Bununla birlikte, Hazar’ın statüsünün belirsiz durumu, Azerbaycan’ın batılı şirketlerle yaptığı anlaşmaların uygulanmasında güçlükler yaratma potansiyeline sahiptir. Kazakistan ve Azerbaycan, Hazar Denizi’nin statüsü konusunda müttefiklerdir.[9] Kazakistan da Azerbaycan gibi Hazar’ın bir deniz olduğunu ve beş ulusal sektöre bölünmesi gerektiğini savunmaktadır. Rusya’nın uygulanmasını önerdiği 45 mil teklifini kabul etmeyen Kazakistan, ortak mülkiyet uygulamasına da karşıdır. Ancak, Temmuz 1998’de Rusya ile uzlaşmak zorunda kalmıştır. Bu zorunluluk, ekonomisinin Rusya’ya olan bağımlılığı ve Azerbaycan ile arasında oluşan küçük bir tutum farklılığından ileri gelmektedir.
Kazakistan ve Rusya’nın yaptığı antlaşma, İran’ın Rusya ile olan ilişkisinin bozulmasına neden olmuştur. Bu antlaşmaya tepki olarak İran Türkmenistan ile yayınladığı ortak bir bildiri ile antlaşmayı tanımadığını ve Hazar’ın kaynaklarının adil bölüştürülmesi gerektiğini belirtmiştir. Artık İran’ın Rusya ile uzlaştığı tek nokta, Hazar’dan petrol boru hattının geçmemesi hususudur. Ancak, 1998 tarihinden önce İran ve Rusya’nın yakın ilişkileri dikkat çekmekte ve İran, Hazar’ın bir göl olduğunu iddia etmekteydi. İran yine bu tarihten önce ortak mülkiyetin tek çözüm yolu olduğunu savunuyor ve Rusya gibi Hazar yatağından geçecek sualtı boru hatlarına karşı olmakla beraber petrolün Rus ve İran topraklarından geçen boru hatları ile taşınmasından yana tavır alıyordu.[10] İran, Hazar’a kıyısı olan diğer devletlerin tek taraflı olarak yaptığı her türlü anlaşma ve girişime aynen Rusya gibi karşı çıkmaktaydı. Azerbaycan’ın 1997 yılında ABD vasıtası ile gerçekleştirdiği petrol antlaşmaları sonrasında Birleşmiş Milletler nezdinde protesto girişimlerinde bulunan İran, Hazar’ın yönetimi hakkında Sovyetler Birliği ile imzaladığı 1921 ve 1940 Antlaşmalarının varlığına dikkat çekerek, kendisinin ve Rusya’nın gelişmelerden rahatsızlık duyduğunu belirtiyor ve karasularının hukuki rejimi hakkında bir ortak mutabakatın Rusya, Azerbaycan, İran, Türkmenistan ve Kazakistan’dan oluşan beş kıyıdaş ülke tarafından ele alınması görüşünü öne sürüyordu.[11] Hazar’ın hukuki statüsünün tespiti konusunun; Hazar’ın üzerinde transit deniz taşımacılığının düzenlenmesi, Hazar’ın güvenliği için askerden arındırılması, karasuları sınırlarının belirlenmesi, balıkçılık ve doğal kaynakların işletilmesi gibi hususları içereceğini belirtiyor, bu bağlamda Sovyet-İran Antlaşmasında münhasır ekonomik bölgenin 10 deniz mili olarak taraflar arasında karara bağlandığından bahisle, Hazar Denizi’nin tüm kaynaklarının kıyıdaş ülkeler arasında ‘müşterek’ olarak paylaşılması gerektiği tezini öne sürüyordu.[12]
Hazar’a kıyısı bulunan diğer bir devlet olan Türkmenistan ise Hazar’ın statüsü konusunda sık sık tutum değiştirmiştir. Türkmenistan’ın bu konuda belirsiz tavrı halen sürmektedir. Daha önceleri Rusya’nın 45 millik önerisine sıcak bakan Türkmenistan, 1997 yılında tavrını değiştirmeye başlamıştır. Çünkü Türkmenistan’ın üzerinde hak talep ettiği Azeri ve Çırak petrol sahaları 45 millik bölümün dışında bulunmaktadır. Türkmenistan, Azerbaycan’ın Türkmen bölgesinde bulunan Azeri ve Çırak petrol sahalarını tek taraflı olarak sömürdüğünü iddia etmiştir. Türkmenistan ile Azerbaycan arasında patlak veren petrol tartışmalarının temelinde Kepez (Serdar) petrol yatakları bulunmaktadır. Bu sebeplerden dolayı iki ülke arasında şiddetli tartışmalar patlak vermiş ve hemen akabinde Türkmenistan, Kepez ve Azeri petrol yataklarında tam yetki ve Çırak petrol yataklarında kısmi haklar talep etmiştir.[13] Fakat bu konuda Rusya’nın desteğini alamayan Türkmenistan, Azerbaycan ile uzlaşma ihtimaline daha yakın durmaktadır.
Rusya, Azerbaycan’a Kepez’in durumu konusunda bir öneride bulunmuştur. Bu öneri kapsamında Rusya, ‘Azerbaycan ile Türkmenistan’ın kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri Kepez yatağının ortak kullanımı görüşünde birleştiklerini belirterek, ‘Mega Proje’ kapsamında bulunan Azeri, Çırak ve Güneşli yataklarının işletim hakkının tamamen Bakü’ye ait olduğunu, Türkmenistan’ın ise herhangi bir iddiada bulunmasının yersiz olduğunu’ dile getirmiştir.[14]
Hazar’ın statüsünün belirlenmemiş olmasından dolayı iki ülkenin de üzerinde hak talep ettiği, Türkmenistan tarafından ‘Serdar’ olarak adlandırılan Kepez petrol sahası, Azerbaycan ve Türkmenistan’ın arasındaki anlaşmazlıkların başında gelmektedir.
Sonuç itibariyle, 1991 sonrası ortaya çıkan cumhuriyetler ve bu cumhuriyetlerin kendi topraklarında bulunan petrol yataklarını kullanarak dış sermaye birikimlerini maksimize etmeye çalışmaları Hazar üzerindeki anlaşmazlıkları ortaya çıkarmıştır. Her bir ülkenin stratejik ve ekonomik çıkarlarını göz önünde bulundurarak Hazar’ın statüsüne farklı görüşlerle yaklaşmaları, sorunu çözümsüz duruma getirmiştir. Bununla birlikte, çok uluslu yabancı şirketlerin de bölge ülkeleri ile tek taraflı anlaşmalar yapmaları sorunu daha da büyütmüştür. Fakat, Hazar’ın statüsü üzerinde bir anlaşmaya varılması büyük önem arz etmektedir. Bu anlaşma, yanlış anlamalardan ve ihlallerden çıkabilecek ciddi çatışmaları engelleyebileceği gibi Hazar’ın kendi ekosisteminin de korunmasını sağlayacaktır.
Hazar Petrol-Doğal Gaz Kaynakları ve Önemi
1991 sonrası Sovyetlerin dağılması ve yeni cumhuriyetlerin ortaya çıkması ile bütün dikkatler bölgeye yönelmiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından beliren güç boşluğu nedeni ile Orta Asya bölgesinde yer alan petrol ve doğal gaz rezervleri bölgede ekonomik güç mücadelesinin başlamasında birinci derecede etkili olmuştur.[15] Bölgedeki büyük enerji kaynakları hem bölge ülkeleri hem de yabancı ülke ve şirketler için büyük önem arz etmekteydi. Bu nedenle, SSCB’nin dağılmasının ardından çeşitli uluslararası şirketler bölgedeki enerji kaynaklarını çıkararak işletmek için sözleşmeler yapmak, bölge ülkeleri sahip oldukları petrol ve doğal gazı bir an önce satıp gelir elde etmek, komşu ülkeler ise bu kaynakları uluslararası pazarlara ulaştıracak boru hatlarını kendi topraklarından geçirmek için kıyasıya mücadeleye girdiler.[16] Nitekim, uluslararası ilişkiler uzmanları bu mücadeleyi, 19. yüzyılda İngiltere ile Rusya arasında yaşanan ve temelde Kafkaslar’dan Basra’ya kadar hakimiyet kurmayı ve İran’daki petrol kaynaklarını ele geçirmeyi amaçlayan ve ‘Büyük Oyun’ olarak bilinen stratejik rekabete benzeterek ‘İkinci Oyun’ diye adlandırılmaktadırlar.[17]
Ortadoğu’ya alternatif olarak gösterilen Hazar Havzası, her ne kadar Körfez bölgesi petrol kaynakları ile kıyaslandığında ilk sırada yer almasa da Havza’da ‘tahmin edilen’ petrol kaynakları 200 milyar varildir. Bu rakam, Batı Avrupa ve ABD’nin sahip olduğu kaynakları aşarak, 700 milyar varil petrol rezervine sahip olan Ortadoğu’dan sonra, Hazar bölgesini ikinci sıraya koymaktadır. Hazar Havzası’nın kanıtlanmış ham petrol rezervi 2 milyar ile 4 milyar ton arasında değişmektedir. Doğal gaz rezervleri açısından kanıtlanmış değerler ise 7 trilyon ile 10 trilyon metreküp arasında değişmektedir. Bölgede Kazakistan petrol rezervi, Türkmenistan ise doğal gaz rezervi açısından zengin ülkeler olarak dikkat çekmektedir.
Hazar Denizi Bölgesinin Petrol ve Doğal Gaz Rezervleri

Kanıtlanmış* Petrol Rezervleri
(milyar varil)
Olası** Petrol Rezervleri
(milyar varil)
Kanıtlanmış* Doğal Gaz Rezervleri
(trilyon kübik fit****)
Olası** Doğal Gaz Rezervleri
(trilyon kübik fit****)
Azerbaycan
1.2
32
4.4
35
İran***
0.1
15

11
Kazakistan
5.4
92
65
88
Rusya***
2.7
14


Türkmenistan
0.6
80
101
159
TOPLAM
10
233
170.4
293
Kaynak: Oil and Gas Journal, Energy Information Administration
* % 10 yanılma payı bulunmaktadır.
** % 50 yanılma payı bulunmaktadır.
*** sadece Hazar’ın çevresindeki alanlar dahil edilmiştir.
**** 1 fit, 0.3048 metreye eşittir.
Hazar bölgesinin petrol rezervleri üzerinde ise kesin ve net bir rakama ulaşılamamıştır. Bunun en önemli sebebi ise 1990 öncesi Sovyet hakimiyeti dönemidir. Bu dönemde Hazar’ın birçok bölgesi araştırılamamış ve deniz yatağı altında varolduğu düşünülen değerli petrol rezervleri de el değmeden kalmıştır. Bu, Rusya’nın sahip olduğu yetersiz teknolojiden kaynaklanmıştır. Ayrıca, cumhuriyetlerin yeterli kapitale sahip olmamaları petrolün çıkarılmasını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu bağlamda dış sermayeye ihtiyaç duydukları inkar edilemez bir gerçektir. Fakat, bütün bu olumsuzluklara rağmen, Sovyetlerin dağılması ile oluşan cumhuriyetler petrol kaynaklarına sahip olmaları sayesinde stratejik açıdan büyük önem kazanmışlardır. Öte yandan, bölgenin diğer önemli bir özelliği de enerji kaynaklarını bir an önce değerlendirmek isteyen yeni bağımsızlıklarını kazanmış bu devletlerin tamamının doğrudan denize çıkışlarının olmaması, dolayısıyla enerji kaynaklarının ihracını ancak komşu ülkelerden geçecek transit boru hatlarıyla gerçekleştirebilecek olmalarıydı.[18]
1993 yılından itibaren Rusya’nın bölge ülkeleri üzerinde hakimiyet kurma isteği artmıştır. ‘Yakın Çevre’ politikasını, dış politika amaçlarına yansıtarak bölge ülkeleri üzerinde ekonomik ve siyasi hakimiyet kurmayı arzulamaktadır. Çünkü, Rusya’nın uluslararası arenada kullanabileceği en büyük kozlardan biri, ‘arka bahçe’ olarak nitelendirdiği Orta Asya Cumhuriyetleri ve Kafkasya’da bulunan petrol ve doğal gaz kaynaklarıdır. Diğer bir değişle, enerji faktörü Rusya için çok önemlidir. Ayrıca Rusya, bölge ülkelerde otorite ve hakimiyet sağlamak için girişimlerini arttırmaktadır. Türkmenistan’la doğal gaz anlaşması, Kazakistan’la taşınan doğal gazın iki yıl içinde üç kat arttırılması, Azerbaycan’a 2 milyar metreküp doğal gaz verilmesi anlaşması, Rusya’nın Hazar bölgesinde aktifleşme söylem ve politikaları, eski enerji bakanı Kalyujnı’nın Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Hazar bölgesi Temsilcisi olarak dış politikaya ilişkin karar verme mekanizmasında yer alması, Türkiye ile Mavi Akım projesindeki işbirliği, Avrupa ile ilişkilerde enerji faktörünün öneminin artması, hep bu çerçevede değerlendirilebilir.[19]
Bölge ülkelerinin ise, Rusya karşısında ciddi dezavantajları bulunmaktadır. Halen tam olarak ekonomik bağımsızlıklarını kazanamamış olmaları bu dezavantajların en önde gelenidir. Ayrıca, SSCB döneminden kalma enerji sektöründeki üretim, dağıtım ve işletme sistemi, bağımsızlarını yeni kazanan, petrol ve doğal gaz rezerv zengini devletlere zorluklar çıkarırken Rusya’ya batılı rakiplerine oranla bazı avantajlar sağlamaktadır.[20] Rusya’nın diğer bir avantajı da, bölge ülkelerinin petrollerinin büyük ölçüde Rus topraklarından geçiyor olmasıdır. Bu hakimiyeti kurmak için birçok boru hattı projesi yapılandırılmaya başlanmıştır. Rusya’nın temel amacı; ihraç boru hatları üzerinde hakimiyet kurmak ve petrol fiyatlarını denetlemektir.
1991 sonrasında Orta Asya bölgesinde yer alan petrol ve doğal gazın çıkartılması ve sevkıyatı gibi hususlarda tek yetkili değil, fakat en fazla yetkiye sahip devlet konumunda olmak isteyen Rusya, hem Azerbaycan petrolünün İran ya da Türkiye üzerinden dünyaya ulaştırılmasına ilişkin projeye hem de diğer petrol ve doğal gaz projelerine gayet temkinli yaklaşmaktadır.[21] Ayrıca Rusya bölge ülkelerinde karışıklık yaratarak bu karışıklıklardan maksimum fayda elde etmeye çalışmaktadır. Bu amaç çerçevesinde; Gürcü-Abhaz, Azeri-Ermeni çatışmaları ve Rus-Çeçen savaşı örnek olarak gösterilebilir. Rusya’nın amacı Gürcistan ve Azerbaycan’da kaos yaratarak, bu sayede bölgenin batı petrol hatları için istikrarsız olduğunu göstermektir. Bununla birlikte, Rusya’nın Çeçenistan’ı işgal etmesindeki başlıca amaç, Bakü’den gelip Çeçenistan’da Grozni’den geçen ve Tikhoretsk’e ulaşan boru hattının kontrolünü sağlamak istemesidir.[22] Bunlara ilaveten, Türkiye üzerinden geçecek Bakü-Ceyhan petrol boru hattını engellemek için terör örgütü PKK’ya lojistik destek vermiştir.
Amerika Birleşik Devletleri ise ‘multi-pipeline’ fikrini desteklemektedir. Diğer bir değişle, ABD herhangi bir ülkenin bölge kaynaklarına hakimiyetini engellemek amacıyla mümkün olduğu kadar çok sayıda ve farklı boru hattı rotaları önerisini desteklemektedir.[23] Rusya’nın aksine, ABD bölge petrol ve doğal gaz kaynaklarının Rus ve İran topraklarından geçmesine sıcak bakmamaktadır. Bakü-Ceyhan boru hattı Amerika’nın en çok desteğini alan hattır. Bu bağlamda Amerika, Türkiye ve Azerbaycan’ın çıkarlarının örtüştüğü görülmektedir. Ayrıca, bölge ülkelerinin bağımsızlıklarını kuvvetlendirmesi ABD’nin planlarına uymaktadır. ABD, demokratikleşmeyi ve pazar ekonomisine geçişin hızlanmasını desteklemektedir. Çünkü bu ülkelerin bağımsızlıklarını tam anlamıyla kazanmaları ve kuvvetlenmeleri, Rusya’nın bölgedeki etkinliğini kaybetmesi ve petrol ve doğal gaz kaynakları üzerinde etkisini yitirmesi anlamına gelmektedir. Bu sayede, ihraç yollarında Batı’nın Rusya’ya bağımlılığı azalmış olacaktır.[24] Her ne kadar bazı ABD şirketleri Bakü-Ceyhan hattına karşı olsalar dahi, ABD’nin stratejik çıkarları bu konuda çok daha ağır basmıştır. Hazar bölgesi petrollerinin ABD için diğer bir önemi de Ortadoğu’ya olan bağımlılığı azaltacak olmasıdır.
Hazar bölgesi petrol ve doğal gaz rezervleri üzerindeki rekabet sadece ülkeler bazında değildir. Uluslararası şirketler de bu rekabetin içindedirler ve olabildiğince pay sahibi olmaya çalışmaktadırlar. Örneğin, 1922 yılında kurulan Hazar Boru Hattı konsorsiyumunda (CPC) yer alan ülke ve şirketlerin payları şu şekildedir: Kazakistan % 19, Rusya % 24, Chevron % 15, Oman % 7, Mobil % 7.5, Oryx % 1.75, Lukarna (Amerikan-Rus ortaklığı) % 12.5, British Gas % 2, Agip % 2, Rosneff-Shell % 7.5, Amaca+Kazakoil % 1.75.[25] Bölge ülkeleri arasında Hazar petrolünün geliştirilmesi ve ihracının ivediliğini savunan ülkeler özellikle Azerbaycan ve Kazakistan’dır. Çünkü bu iki ülkenin petrol ihracından elde edilecek sermayeye ihtiyaçları vardır.[26] Bu ülkelerin aksine, Rusya, İran ve Türkmenistan Hazar petrol rezervlerinin geliştirilmesini ivedi olarak görmemektedirler. Rusya ve İran’ı bu şekilde düşünmeye iten temel neden; bölgede yeni petrol ihraç eden rakip ülkeler görmek istememeleridir. İran daha çok Hazar petrollerinin topraklarından geçmesini istemektedir. Rusya’nın bu isteğinin altında yatan diğer sebep ise stratejiktir. Çünkü Rusya için Hazar bölgesinde, gelecekte çok şey vaat eden önemli rezervler yoktur; bunun aksine, ülkesinin diğer bölümlerinde kanıtlanmış çok geniş petrol rezervleri vardır. Türkmenistan’ın bu görüşü savunmasındaki sebep ise diğer kıyıdaş ülkelere oranla keşif ve inceleme yapılmış ülke olmasından ileri gelmektedir.[27]
Petrol Boru Hattı Projeleri
Karşılaştırmalı Alternatif Boru Hatları Tablosu
Güzergah
Kapasite
(Gün/milyar varil)
Uzunluk
Statü
Maliyet
($)
Atrau-Samara
300.000
1126
Kullanımda

Bakü-Supsa
100.000(600.000) 885
885
Kullanımda

Bakü-Novorossisk
100.000(300.000)
1400
1400
Kullanımda
600.000.000
(Kapasite Artırımı için)
Tengiz-Novorossisk
1.340.000
1496
Mart 2001’de kullanıma alındı
2.3 milyar
Odesa-Brody
800.000’e kadar
676
2001’de bitirilmesi planlanıyor
400.000.000

Bakü-Ceyhan

1.000.000

1730
2001’de başlaması, 2004’de bitirilmesi planlanıyor
2.3-3.7 milyar
(Türkiye’nin rakamı 2.4 milyar)

Burgaz-Vlore
750.000
(1.000.000’a genişletilebilir)

885
2001-2; inşaat;
2004-5’de bitirilmesi planlanıyor

826.000.000
Bakü-Neka
300.000
563
Öneri aşamasında
Tüm finansmanı İran sağlayacak
Neka-Rey
Belli Değil
241
Öneri aşamasında
400.000.000
Aktyubinsk-Sinkiang
400.000-800.000
2896
Pazarlık aşamasında
3.5 milyar

Tengiz-Kharg Adası

900.000
2092
(Körfez’e kadar)

Öneri aşamasında

1.6-2.0 milyar
Kazakistan-Pakistan
1.000.000
1699
Pazarlık aşamasında
3 milyar

Kaynak: Mustafa Aydın (2000), ss. 81-84’den tablo haline getirildi.
Hazar bölgesindeki petrolün çıkarılması kadar, bu çıkarılan petrolün güvenlik içinde sevkıyatı da önem taşımaktadır. Çünkü bu konunun önemi sadece bölge ülkeleri ile sınırlı değildir. Petrolün güvenli taşınması konusu bütün ülkeleri ilgilendiren uluslararası bir konudur. Her ülke, petrolün kendi çıkarına ters düşmeyen bir rotadan taşınmasını istemektedir. Buna bir de bölgedeki çatışmalar ve istikrarsızlıklar eklendiğinde, boru hatlarının güzergahları konusunda ciddi anlaşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Bölge petrolünün taşınması için birçok güzergah bulunmaktadır. Bunlardan bazıları onaylanmayı beklemekte, bazıları bitiş aşamasında olup bazıları da kullanıma hazır durumdadır. Bu güzergahlar petrolün batıya, güneye, güneydoğuya ve doğuya taşınması için tasarlanmıştır.
Günümüzde Hazar petrollerinin batıya taşınması konusu birçok anlaşmazlıkları da beraberinde getirmiş ve sorunlu bir hal almıştır. Çünkü, bu konu özellikle Rusya ve ABD çıkarlarını çatıştırmakla birlikte, Çin ve Avrupa Birliği’ni de ilgilendirmektedir. Elbette bu konu, sadece bu üç ülke ve AB arasındaki bir sorun olmayıp, bu güzergahlar üzerinde bulunan Azerbaycan, İran, Gürcistan, Ermenistan ve Türkiye gibi çok sayıda bölge ve bölgeye komşu ülkeyi de yakından ilgilendirmektedir. Rusya, İran ve Ermenistan bir cephede yer alırken, diğer cephede ABD, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye bulunmaktadır. Esas konu, bölge petrolünün batıya Rusya veya İran üzerinden mi yoksa Azerbaycan ve Türkiye üzerinden mi taşınacağı ile ilgilidir. Fakat bu petrolün büyük ölçüde Rus topraklarından bölge dışına aktarıldığı gerçeği de göz ardı edilemez. Batı güzergahları arasından Bakü-Novorossisk ve Bakü-Ceyhan ön plana çıkmıştır.
Bakü-Novorossisk boru hattı Rusya’nın ana hat olarak kullanılmasını desteklediği hattır. Kazak petrolleri açısından en kısa ve ekonomik hat olarak görülmektedir. Petrolün Karadeniz’deki Novorossisk limanından Boğazlar yolu ile Akdeniz’e ulaştırılması planlanmaktadır. Ancak, Türkiye bu plana şiddetle karşı olup, bu planın boğazları tehlike altında bırakacağını iddia etmekte ve Bakü-Ceyhan boru hattının daha güvenli olacağını savunmaktadır. Boğazlar sorununa çözüm olarak; getirilen petrolün tankerlerle Novorossisk limanından Bulgaristan’ın Burgaz limanına ulaştırılması ve oradan da Adriatik Denizi’ne taşınması tasarlanmıştır. ABD de, siyasi nedenlerden dolayı bu hatta karşıdır.[28] Bakü-Novorossisk hattının, Bakü-Ceyhan hattına kıyasla bazı dezavantajları vardır. Novorossik hattının diğerine nazaran kapasitesinin düşük olması[29] ve Karadeniz’deki iklim koşulları sebebiyle Novorossisk limanının yılın büyük bir bölümünde kapalı olması başlıca dezavantajlardır.
Diğer ana hat olarak kullanılması düşünülen boru hattı ise Bakü-Tiflis-Ceyhan hattıdır. Bu proje üzerinde yoğun ABD desteği görülmektedir. ABD’nin “multiple pipeline” önerisinin yanı sıra Türkiye’nin boğazların güvenliği üzerindeki endişeleri, bu hattı gündeme getirmiştir. Azerbaycan’ın Bakü şehrine getirilecek petrolün, Gürcistan’ın Tiflis şehri üzerinden Türkiye’nin güneyinde bulunan Ceyhan terminaline taşınması planlanmaktadır. Buradan Akdeniz’e taşınacak olan petrol, ilk önce güney Avrupa pazarlarına, daha sonra diğer pazarlara ulaştırılacaktır.[30] Hattın, 468 km.’si Azerbaycan’da, 225 km.’si Gürcistan’da ve 1307 km.’si Türkiye’de bulunacaktır. Bu hat Azerbaycan ve Kazakistan’dan da çok büyük destek almaktadır. Azerbaycan Başkanı Haydar Aliyev, Bakü-Novorossisk alternatifine karşı çıkarak ana üretim petrolünün Moskova denetimine bırakılmasını istemediğini ortaya koymuştur.[31] Ayrıca, Kazakistan Başkanı Nur Sultan Nazarbayev yaptığı açıklamada; “Novorossisk boru hattının tamamlanması halinde dahi 2005 yılında üretimi artacak olan Kazak petrolünün ihracı için ilave boru hatları gerekecektir. Biz Novorossisk dışındaki ihraç petrollerimizi tekrar Rusya üzerinden geçirmek istemiyoruz. Tengiz yataklarının üretimini bir hatla Bakü’ye taşıyarak Bakü-Ceyhan hattına bağlamak istiyoruz. Bu bakımdan, Türkiye’nin projesinin bundan böyle Bakü-Ceyhan değil, ‘Kazakistan-Ceyhan’ olarak takdimi uygun olur.” demiştir.[32]
29 Ekim 1998 tarihinde, Ankara’da bir araya gelen Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Gürcistan Devlet Başkanları ortak bir deklarasyon imzalayarak Bakü-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi’ne siyasal destek verdiklerini ilan etmişlerdir.[33] Diğer taraftan, Bakü-Ceyhan’a Rusya ve AB karşı çıkmaktadır. Bakü-Ceyhan boru hattının bitirilmesine yönelik atılan her adım, Rusya açısından siyasi, diplomatik, stratejik ve ekonomik bir yenilgi anlamına gelmektedir.[34] Bakü-Ceyhan boru hattı projesi sadece Rusya’yı dışlamakla kalmayıp, AB’nin de Avrasya politikalarına büyük ölçüde sekte vurmaktadır.[35] Ayrıca, Bakü-Ceyhan’ın önünde bazı dezavantajlar bulunmaktadır. Türkiye’deki PKK terörü bunlardan bir tanesidir. Bunun yanı sıra, birçok petrol şirketi bu hattın çok masraflı ve maliyetinin yüksek olduğunu iddia etmiştir.[36]
Hazar petrollerinin diğer güzergahları arasında güneye ve güneydoğuya sevkı bulunmaktadır. Güneye sevk İran üzerinden yapılacaktır. İran, petrol takası yapılması düşüncesindedir. Buna göre, Kazakistan petrolleri İran’ın Hazar’daki limanı Neka’ya taşınacak ve oradan kuzey İran’daki Tahran ve Tebriz rafinelerine sevk edilecek ve orada arıtılacak, ayrıca bir bölümü de bölge de kullanılacaktır.[37] Rafinerilere gelen petrol yerine, Kazakistan, İran’ın Basra’daki Khorg adasından eşit miktarda petrol alacaktır. Bu şartlar Türkmenistan için de geçerlidir. Ancak, ABD’nin İran üzerinde uyguladığı ekonomik ambargo, İran petrol sektöründeki herhangi bir yatırımı zorlaştırmaktadır. Güneydoğuya sevk ise Afganistan üzerinden Pakistan’a yapılacaktır. Türkmenistan’dan başlayarak Afganistan üzerinden geçen ve Pakistan’ın Multan kentine uzanan Trans-Afgan Boru Hattı Projesi üzerinde ciddi gelişmeler olmamaktadır. Ekim 1997’de Afganistan, Türkmenistan ve Pakistan’ın kurduğu üçlü komisyon ile boru hattı projesi üzerinde çalışmalar başlamıştır. Ancak, Afganistan’daki istikrarsızlık sebebiyle çalışmalar yavaşlamıştır. Hazar petrollerinin doğuya sevkinde Çin büyük oynamaktadır. Kazakistan’dan Çin’e oradan da Sarı Deniz’e uzanan bir boru hattı projesi planlanmaktadır. Çin’in bu projesinin önündeki en büyük engellerden birisi, Rusya’nın bölge petrolünü kendi topraklarından taşıma girişimleridir. Ayrıca bu hat, ABD’yi de rahatsız etmektedir.
Sonuç itibariyle Orta Asya cumhuriyetleri açısından bütün bu güzergahlar, bu cumhuriyetlerin içinde bulundukları ekonomik ve coğrafi çıkmazdan kurtulmaları ve petrolü dış pazarlara ulaştırmaları için hayati önem taşımaktadır.
Doğal Gaz Boru Hattı Projeleri
Petrolün yanı sıra, Hazar bölgesi doğal gaz rezervleri açısından da dikkatleri çekmektedir. Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan doğal gaz zenginliği bakımından en önemli yirmi ülke arasında yer almaktadır.[38] Ancak bölge doğal gazının ihracı, başta coğrafyası olmak üzere Hazar’ın çözümlenememiş statüsü ve bölgesel çatışmalar sebebiyle zorlaşmaktadır. Ayrıca bölge doğal gaz rezervlerinin büyük bir bölümünün Hazar’ın doğusunda bulunması da dünya pazarlarına ulaştırılmasında engel teşkil etmektedir. Fakat, 90’lı yılların sonlarına doğru Azerbaycan’ın Şah Denizi bölgesindeki doğal gaz keşfi, bölge doğal gazının ihracını arttırıcı bir etken olarak ortaya çıkmıştır. Petrol boru hattı projelerine benzer biçimde doğal gaz ihracının da birden çok boru hattı ile gerçekleştirilmesi planlanmıştır. Bu çerçevede bölge doğal gazının farklı birçok güzergahtan nakli düşünülmektedir.
Orta Asya Cumhuriyetlerinin sahip oldukları doğal gaz Rusya ve İran güzergahları üzerinden bölge dışına taşınmaktadır. Türkmen ve Özbek doğal gazı Kazakistan üzerinden Rusya’nın Saratov kentine ulaşmakta ve burada Rus doğal gaz boru hattı sistemine bağlanmaktadır. Ayrıca Türkmenistan, Rusya üzerinden bu hattı kullanarak doğal gazın bir bölümünü de Ukrayna’ya ihraç etmektedir.[39] Bunun yanı sıra kullanılan diğer bir güzergah da İran hattıdır. 124 mil uzunluğundaki bu hat Türkmen doğal gazını İran’a taşımakta olup Aralık 1997’den itibaren kullanılmaktadır. Ayrıca, Türkmenistan doğal gazının Hazar’ın altından geçecek boru hattı ile batıya taşınması Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Doğal Gaz Boru Hattı (Trans-Caspian Pipeline - TCP) üzerinden planlanmaktadır. Bu projeyle Türkmenistan’ın güneyindeki sahalarda üretilen doğal gazın boru hattı ile Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınarak, 2000’li yıllarda Türkiye ve Avrupa’da meydana gelmesi beklenen doğal gaz arz açığının bir bölümünün karşılanması amaçlanmaktadır.[40] Bu proje için en önemli adım, 29 Ekim 1998’de Türkiye ve Türkmenistan Devlet Başkanları tarafından imzalanan Hazar geçişli Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Doğal Gaz Boru Hattı projesinin gerçekleştirilmesi ve Türkmenistan doğal gazının Türkiye’ye satışına ilişkin anlaşma ile atılmıştır. 30 yıllık bir süreyi kapsayan bu anlaşmaya göre; 16 milyar metreküpü Türkiye’den satın alınmak, kalanı da Avrupa’ya sevk edilmek üzere yılda toplam 30 milyar metreküplük Türkmen doğal gazının Hazar denizinin altından Azerbaycan ve Gürcistan üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya boru hattı ile taşınması öngörülmektedir.[41] Ayrıca 21 Mayıs 1999’da Türkiye ile Türkmenistan arasında yıllık 16 milyar metreküp doğal gaz alımı için 30 yıl süreli doğal gaz alım-satım sözleşmesi Aşkabat’da imzalanmıştır.
Projeye ilişkin “Hükümetler Arası Bildirge” de 18 Kasım 1999 tarihinde İstanbul’da düzenlenen AGİT Zirve Toplantısı sırasında Türkiye, Türkmenistan, Azerbaycan ve Gürcistan tarafından imzalanmıştır. Bunun yanı sıra, gözlemci sıfatıyla bulunan ABD Başkanı Bill Clinton da bildirgeye imza atmıştır. Bildirgede taraflar, proje sponsorlarına elverişli koşulların oluşturulması yönündeki isteklerini belirterek, projeye ilişkin hükümetler arası ve geçiş ülkesi anlaşmalarını 2000 Mart’a kadar sonuçlandırmayı amaçladıklarını ve projenin 2000 yılı son çeyreğinde tamamlanması için sponsorlara gereken desteği sağlayacaklarını açıklamışlardır. Buna ilaveten, Azerbaycan ise Şah Denizi bölgesindeki doğal gaz kaynaklarının keşfinden sonra Türkiye’ye kendi doğal gazını Bakü’den Erzurum’a uzanan bir boru hattı ile taşımayı planlamıştır. Fakat, AGİT Zirvesi sonrasında yaşanan gelişmeler ve Türkiye’nin Karadeniz altından döşenecek bir boru hattı vasıtasıyla Rusya’dan doğal gaz alımına öncelik vermesi, 2000 yılı sonu itibariyle Türkmenistan-Türkiye-Avrupa doğal gaz boru hattı projesinin neredeyse tamamen gündemden düşmesine neden olmuştur.[42] “Mavi Akım Projesi” olarak adlandırılan Türkiye’nin öncelik verdiği bu proje, Cubga limanına taşınan Rus doğal gazını Karadeniz altından geçecek boru hattı ile Samsun’a ulaştıracaktır.
Bu güzergahların yanı sıra, Türkmen doğal gazının Pakistan ve Çin’e taşınmasını ön gören projeler de planlanmaktadır. Türkmenistan’dan başlayarak Pakistan’a uzanacak boru hattı, Afganistan üzerinden Pakistan’ın Multan kentine ulaşacaktır. Afganistan’daki istikrarsızlık projeye büyük engel teşkil etmesine rağmen bu üç ülke doğal gaz boru hattı projesine destek vermektedirler. Bunun yanı sıra, Pakistan’da son bulan boru hattının Hindistan’a kadar uzatılması da planlanmaktadır. Türkmen doğal gazının doğuya ulaşmasını sağlayan güzergah da Çin’e kadar uzanmaktadır. Exxon, Mitsubishi ve CNP (China National Petroleum), Türkmenistan’dan Çin’e uzanacak dünyanın en uzun doğal gaz boru hattı ile ilgili fizibilite çalışmalarını bildirmişlerdir. Hattın uzunluğu 4161 mil olmakla birlikte toplam maliyeti $ 10 milyardır. Ayrıca, boru hattının Japonya’ya da uzatılması tasarlanmaktadır.
Sonuç
Ortadoğu’ya alternatif olarak gösterilen Hazar Havzası, her ne kadar Körfez bölgesi petrol kaynakları ile kıyaslandığında ilk sırada yer almasa da Havza’da ‘tahmin edilen’ petrol kaynakları 200 milyar varildir. Bu rakam, Batı Avrupa ve ABD’nin sahip olduğu kaynakları aşarak, 700 milyar varil petrol rezervine sahip olan Ortadoğu’dan sonra, Hazar bölgesini ikinci sıraya koymaktadır. Hazar Havzası’nın kanıtlanmış ham petrol rezervi 2 milyar ile 4 milyar ton arasında değişmektedir. Doğal gaz rezervleri açısından kanıtlanmış değerler ise 7 trilyon ile 10 trilyon metreküp arasında değişmektedir.
Bu makale kapsamında Azerbaycan’ın petrol rezervleri açısından arz ettiği önem hazar havzası bağlamında ifade edilmiştir. Hazar havzası’nın hukuki statüsünün, bölgede yer alan petrol ve doğal gaz rezervlerinin bölge ve bölge dışı devletler için ne ifade ettiğinin tartışıldığı makalede temel amaç; Azerbaycan’ın sahip olduğu petrol zenginliğinin sadece bu ülkenin ekonomik kalkınması için değil, bulunduğu Kafkasya coğrafyası ve Hazar Havzası bağlamında da stratejik öneme sahip olduğunu tespit etmek olmuştur.

[1] İşler, Ali, “Hazar Petrolleri ve Petrol Boru Hatları Sorunu”, Bölüm 2,
www.tuncayozkan.com/tezler.php?s=5
[2] Çolakoğlu, S., (1998). “Uluslararası Hukukta Hazar’ın Statü Sorunu”. A.Ü. S.B.F. Dergisi. C.53, No.1-4, s.108.
[3] Yanar, Savaş (2002). “Türk-Rus İlişkilerinde Gizli Güç: KAFKASYA”. İstanbul: IQ Kültür-Sanat Yayıncılık, s.194.
[4] Aydın, Mustafa, “New Geopolitics of Central Asia and The Caucasus Causes of Instability and Predicament”,
www.mfa.gov.tr/groupa/sam
[5] Oran, Baskın (2001). Türk Dış Politikası, Cilt 2: 1981-2001, İletişim Yayınları, s. 433.
[6] Bovt, Georgy (1995). “Russia, Iran Agree That Rules on Caspian Sea Are Affair of Littoral States, None of Which Should Take Unilateral Steps”, Current Digest of the Post Soviet Press, V.47, No.44, s.15.
[7] Oran, Baskın. (2001), a.g.e., s. 433.
[8] Çolakoğlu, S., a.g.e., s.109.
[9] Şimşek, Dr. Halil (2002). Türkiye’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi. İstanbul: IQ Kültür- Sanat Yayıncılık.
[10] Aydın, Mustafa, a.g.m.
[11] Baycaun, Saule (2000). “Kazakistan Petrol ve Gazının Türk ve Rus Dış Politikasındaki Yeri ve Önemi”, Avrasya Dosyası ABD Özel, s.252.
[12] Caşın, Dr.H.Mesut (1999). “İran’ın İki Deniz Jeopolitiğine Dayalı Stratejik Değişim Arayışları”, Avrasya Dosyası İran Özel, s.304.
[13] Aydın, Mustafa, a.g.m.
[14] Yanar, Savaş (2002), a.g.e., s.198.
[15] Kona, Gamze Güngörmüş (2002). “Türkiye-Rusya Federasyonu ve Orta Asya Cumhuriyetleri Ekonomik İlişkileri ve Olası Siyasi Yansımaları”, M5 Savunma ve Strateji, s.65.
[16] Oran, Baskın, a.g.e., s. 432.
[17] Yanar, Savaş (2002), s.133.
[18] Oran, Baskın, a.g.e., s. 432.
[19] Cafersoy, Nazim (2000). “Enerji Diplomasisi: Rus Dış Politikasında Stratejik Araç Değişimi”, Stratejik Analiz, Cilt 1, Sayı 8, s.60.
[20] Cafersoy, Nazim (2000), a.g.m., s.56.
[21] Kona, Gamze Güngörmüş (2002), a.g.m., s.68.
[22] İşler, Ali, a.g.m.
[23] El-Saghir, Khalil (1998). “A Political Science Independent Study”, University of Michigan – Dearborn, Summer.
http://members.tripod.com/~KELSAGHIR/Caspian/index
[24] Aras, Dr. Osman Nuri (2001). Azerbaycan’ın Hazar Ekonomisi ve Stratejisi. İstanbul: Der Yayınları, s.234.
[25] Onay, Yrd. Doç. Dr. Yaşar (2002). “Hazar Havzası Petrol ve Doğal Gaz Kaynakları Üzerinde Uluslararası Rekabet ve Türkiye”, M5 Savunma ve Strateji, s.67.
[26] Aydın, Mustafa, a.g.m.
[27] Aydın, Mustafa, a.g.m.


[28] Onay, Yaşar (2002), a.g.m., s.68.
[29] El-Saghir, Khalil (1998). “A Political Science Independent Study”, University of Michigan – Dearborn, Summer.
[30] De Waal, Tom ve Baran, Zeyno ve Matos, Jerry (2002). “Insight Turkey”, Quarterly Research and Information Journal Focusing on Turkey, Volume 4, Number 4.
[31] Elekdağ, Şükrü (1997). “ABD ve Hazar Petrolleri”. Milliyet gazetesi,24 Kasım 1997.
www.milliyet.com.tr/1997/11/24/index.html
[32] Elekdağ, Şükrü, (1997) a.g.m.
[33] Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş., 1998 raporu,
www.botas.gov.tr/raporlar/98.html
[34] Onay, Yaşar (2002), a.g.m., s.69.
[35] Onay,Yaşar (2002), a.g.m., s.69.
[36] Energy Information Administration, “Caspian Sea Region: Oil Export Options”, July 2002.
www.eia.doe.gov/emeu/cabs/caspoile.html
[37] El-Saghir,Khalil (1998) a.g.m.
[38] Pala, Cenk ve Emre Engür (1998). “Kafkasya Petrolleri 21. Yüzyılın Eşiğinde Hazar Havzası ve Türkiye”, İşletme ve Finans (Ankara), s. 152.
[39] Energy Information Administration, (July 2002), a.g.m.
[40] Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş., (1998), a.g.m.

[41] Dışişleri Bakanlığı, “Hazar Geçişli Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Doğal Gaz Boru Hattı Projesi”, www.mfa.gov.tr/turkce/grupa/hazar.htm
[42] Oran, Baskın (1981-2001), a.g.e., s. 438.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder